Yakın zamanda yapılan bir araştırma, Uber’in kamuoyundaki güvenlik imajı ile iç kayıtları arasında şaşırtıcı bir tutarsızlık ortaya çıkardı ve daha önce açıklanandan çok daha yaygın bir cinsel taciz sorunu olduğunu ortaya koydu. The New York Times’ın elde ettiği gizli mahkeme belgelerine göre, şirket 2017 ile 2022 yılları arasında ABD’de 400.000’den fazla cinsel saldırı ve taciz ihbarı aldı. Bu rakam, yaklaşık olarak her sekiz dakikada bir yapılan raporlama anlamına geliyor ve Uber’in daha önce kamuoyuna açıkladığı 12.522 ciddi cinsel saldırı vakasıyla keskin bir tezat oluşturuyor. Şirket içi belgeler, mahkeme kayıtları ve çalışanlarla yapılan röportajlardan derlenen rapor, yolcu güvenliğini ikinci plana atan bir şirketin endişe verici tablosunu ortaya koyuyor.
Rakamlara Bakış: Suistimalin Tanımı
Raporların sayısı endişe verici olsa da, Uber’in ABD güvenlik sorumlusu Hanna Nilles, bu raporların yaklaşık yüzde 75’inin “daha az ciddi” olarak sınıflandırıldığını ve uygunsuz yorumlar, flört veya müstehcen dil kullanımı gibi eylemleri içerdiğini belirtti. Hanna Nilles ayrıca, raporların denetlenmediğini, yani sahte veya yanlış bildirimler içerebileceğini de ifade etti. Bu nitelemeye rağmen, 400.181 adet vaka gibi raporların sayısı, birkaç münferit olayın çok çok ötesine geçen sistemik bir sorunu işaret ediyor. Bu veriler, saldırıların nadir olduğunu vurgulamak için sık sık pazarlama kampanyaları kullanan ve Uber’i mevcut en güvenli seyahat seçeneklerinden biri olarak tanıtan şirketin uzun süredir kamuoyuna sunduğu anlatıyı sorguluyor.
Kaçırılan Fırsatlar ve Kurum Kültürü
Soruşturma ayrıca Uber’in bu riskleri azaltabilecek güvenlik önlemlerinin uygulanmasına aktif olarak direndiğini ortaya koyuyor. Raporda, şirketin, kadın yolcuları hemcinsleri sürücülerle eşleştirmek, güvenliği artırmak için daha gelişmiş eşleştirme algoritmaları kullanmak veya bilinen risk faktörleri hakkında uyarılar yayınlamak gibi önlemleri almadığı iddia ediliyor. Şirketin karar alma süreci, temel iş modelinde kök salmış görünüyor. Örneğin, rapor, Uber’in sürücüleri çalışan olarak değil yüklenici olarak sınıflandırma modelini korumak için güvenliği artıracak bir önlem olan araç içi kameraları reddettiğini belirtiyor. Benzer şekilde, “kadın sürücüleri kadın yolcularla” eşleştirmeyi amaçlayan potansiyel bir özelliğin de “kültür savaşları” ve diğer iş kaynaklı endişeler nedeniyle terk edildiği bildirildi.
İddia Edilen İhmalin Örüntüsü
Bulguların en ağır yönlerinden biri sürücü yönetimiyle ilgilidir. Raporda, uygunsuz davranışları belgelenmiş sürücülerin platformda kalmasına izin verildiği ve daha sonra yolcuları cinsel tacize uğrattığı birçok örnek ayrıntılı olarak anlatılıyor. Bu iddia edilen eylemsizlik örneği, şirketin kolayca erişilebilir güvenlik teknolojisine direnç gösterdiği iddialarıyla birleştiğinde, “Her Şeyden Önce Büyümek” ilkesini benimsemiş bir şirket kültürünü güçlü bir şekilde suçluyor. Uber, ABD’deki yolculuklarının yüzde 99,9’unun herhangi bir sorun yaşanmadan gerçekleştiğini iddia etse de mevcut raporda, bu saldırıların ayrıntıları ve şirketin, sorunu kasıtlı olarak ele alma konusundaki iddia edilen başarısızlığının, “derin bir etik ve operasyonel” kötü sonuçlanmayı temsil ettiği belirtiliyor. Uber aleyhindeki temel hukuki argüman, şirketin kendisini güvenli bir ulaşım şirketi olarak pazarlarken, aynı zamanda sözleşmeli sürücüler olarak sınıflandırılan şoförlerin davranışlarından sorumlu olmadığını iddia edip edemeyeceğidir. Davalar ve kamuoyunun baskısı, şirketi, iş modelini yolcu ve sürücü güvenliği konusunda daha fazla sorumluluk üstlenerek dengelemesi için zorluyor.


